04 Ara 2009

Michael Ende


Aynı konuyu daha önce de düşünüp yazmışlığım oldu.. Hazır Michael Ende'in "Bitmeyecek Öykü" kitabına başlamışken yeniden hatırladıklarım var..

Fantazya Ülkesine giriş yaptığım anda dolu dizgin hayallerin hüküm sürdüğü sayfaları ne kadar özlediğimi farkettim:) Çocuk kitabı zannetmeyin, değil..

Nasıl oluyor bilmiyorum ama şu "soğuk yapılı" Doğu Avrupa ülkelerinden çıkan masalların sıcaklığını ayrı bir seviyorum.. Keza Michael Ende de Alman.. Tıpkı H.C.Andersen gibi..

Vardır başka birileri de lakin şu anda aklıma gelmiyor..

Kitap okurken illa bir şeyler mi öğrenmeli, böyle kitapları okumak zaman kaybı mıdır konusunu da sıkça düşünmüş ama tartışma konusu yapmamıştım.. Yapmaya da niyetim yok.. Çünkü bazı "etiket" insanlar "şu görüşü savunup yaşıyorsan illa şu okunmalı, bu okunmamalı" konusuna takıldıklarından, ben kendi halimde kalmayı tercih ediyorum.. Ki ısrarla uzak durduğum konuları çok önceden de söylemiştim: acayip boş "kişisel gelişim" çöplükleri:)

Masalları ve büyülü öyküleri çok seviyorum:) Hayalperestliğimden kaynaklanıyor olabilir.. Hani şu oturdukları yerde dünyayı gezen tiplerdenim:)) Gerçekte gezdiği yerleri tekrar ziyaret eden değil, diyarları kendi kafasında kuranlardan..

Michael Ende'in diğer çok iyileri de şunlar: (bence)

** Momo

** Dilek Şurubu

** Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas

** Cim Düğme Vahşi 13'ler

Remla

03 Ara 2009

..

Adamın biri "Her günün bir diğeri ile aynı, buna mı şükrediyorsun" demiş:) Allah Allah.. İki defa balkondan atlayayım, beş kere mitinge katılayım, her akşam sürteyim, günde on kişiyle laflayayım o zaman sizin dilediğiniz gibi günler mi geçirmiş olacağım sayın Ulu_Ozan?:))
YaHu siz daha neye şükrettiğimden bihaberken ben sizin yorumunuzu ne edeyim???
Fazla klasik ve bence banal "sataşmalarınızla" başka yerde yemlenin..
Remla

Kayıp Gül-Serdar Özkan



Yavan, basit, sıradan, reklam harikası.. Almayın:)


Remla

25 Kas 2009

İyi Bayramlar

Daha sonra vaktim olmayacağı için, şimdiden herkesin Kurban Bayramı kutlu olsun.. :)
Remla

24 Kas 2009

Zaman zaman kalemden dökülenler

** Çamaşır makinesi yüzyılların en büyük icadı bence.. Başka hiçbir makineye bu denli saygı duyduğumu anımsamıyorum:)
** Erkekler kendi aralarında birbirini kıskanmazken, kadınlar acayip kıskanç.. Kadınların yakın mesafe dostluklarında üçüncü beşinci kişilere kesinlikle yer yok.. Mutlaka sorun yaşanıyor, mutlaka..
** Kocalarının rütbelerini takma meraklısı bütün hatunlara kıl oluyorum.. Dışarıda meymenetsiz olan bu güruh, içeride kendini bir halt sanıyor.. Bana kalsa, çoğu sadece "çöplük kafalı".. Onlarla evlenmeyi seçen erkekler nedir, en iyisi hiç yorum yapmayayım..
** Evli çiftlerin arasında kaç kişi mutludur diye etrafımıza baktık geçen gün.. Acıydı ama sadece 2 çift vardı.. Gerisi şikayetleri bitmeyenlerden ibaretti..
** Statü konularına takmış gidiyorum.. Evime böylesi koca kafaların gelmesinden hazetmiyorum..
** Değişmiş olmaktan hiç bu denli gurur duymamıştım.. Orta yol, en iyi yol.. Kafadan ve yürekten büyük yaşa ama bunu herkesle paylaşma..
** Belki yarın yine değişeceğim ama şu anda buyum ve bunu biliyorum.. Artık biliyorum..
** Canım bir kahve çekti ki, içeyim en iyisi:)
** Kuaförde dedikodu yaptım.. Hiç bilmediğim birileri, bildiğim birileri hakkında benden çok şey biliyordu:)) Bundan kimsenin haberi yoktu..
** Özgürlüğün nimeti..
** Ben asla bir hanımefendi olamam:) Ben beyefendi de olamazdım zaten:P Düz yolda giden son derece sapaklı şahsiyet..
** Gülünçtü bu gün.. Yani ne alaka o kapının önünde "Aaaa" diye apışıp kalıvermem.. Yuh ya.. Nereden nereye.. İnsan nasıl konuşacağını da şaşırıyor.. Sırtını dönüp gitsen olmayacak, elini uzatsan havada mı kalacak derken "Naber"le geçiştirmeye çalışmak.. Breh breh.. Bu kadar tanıdığı hangi arada edinmişim bilmem ki.. Bir ömür yeter bunlar:P
** Bazen bu bedenden acayip sıkıldığımdan, kendisini evde bırakıp gezmeye gidiyorum başka yerlere:)))
** Kitap mı okumalı, iş mi yapmalı, öylece oturmalı mı, yürüyüş mü, film mi izlemeli derken.. Apışarak geçen bir gün daha:)))
** Bu kadar parayı kazanıp ne yapacaklar çok merak ediyorum:) Şuradan şuraya gitme özürlüsü iken üstelik.. Çok komikler haberleri yok..
** Kurban kesin.. Bu bir emirdir, biline:)
** Misafirlerden sıkılıyorum artık.. Yaptığım rollerle Oscar alabilirim..
** Hayatım boyunca "nokta atışı" yapmışım şerifsizim:))) Bu gün hepten emin oldum bundan.. Sakın ağlayıp zırlamayın "bitenin gidenin" ardından.. Harbiden de hayırlı oluyormuş.. Ne varsa hayatınızda, O size müstahaktır, boşuna çırpınmayın..
** Bin şükür halime.. Ne zamandır yüreğimden düşmüyor.. Şükür ve şükür.. Ne fazlasını isterim, ne de başka bir şey.. Kıt aklımla buraya kadar gelebildiysem, daha ne olsun..
Remla

23 Kas 2009

Oneriler isteniyor.....

Uzun zamandir Turkce okumaktan uzak kaldigim icin, yeni yazarlar hakkinda hicbir bilgim yok... Bir arkadasim beni ziyarete gelecek ve ne istedigimi sordu. Ilk aklima gelen Turkce kitap ve cd'ler oldu. Fakat, ne isteyecegimi bilemiyorum... Yeni Turk yazarlarindan onerileri olan var mi?? Ayni sey Turkce muzik icin de gecerli... Lutfen :)

16 Kas 2009

Böyle yazasım var

Brezilya'da Sinop diye bir şehir varmış.. Ben yeni öğrendim:)) Taaa oralardan yazıştığım ve çokça herkes gibi olan Leticia bana diyor ki: "Vasconselos'u bildiğine inanamıyorum.. Zeze'yi yani Şeker Portakalı'nı.. Demek ki Türkiye'deki eğitim sistemi Brezilya'dakinden çok daha iyi.. Dünyanın öbür ucunda bir insan benimle aynı şeyleri seviyor ve benimle aynı acıları paylaşıyor.. Üstelik ben Katoliğim, O Müslüman.. Bir gün bir Müslümanla bu kadar aynı olacağımı sanmazdım.. Bunları da unutup seninle konuştuklarıma tekrar bakıyorum sevgili arkadaşım.. Sanki oturmuşuz Amazon Ormanlarının kıyısına termostan kahve içiyoruz.. Biraz sonra yağmur başlayacak.. Bu kadar yakınımdasın.."
Ben de cevaplar veriyorum Leticia'ya.. "Öyledir Türkiye'deki eğitim sistemi.. Vasconselos'u bilmemek olur mu? Daha nicelerini bilir buradaki insanlar çünkü okumayı severler.. Ve Türk insanı gerçekten sevecendir, herkesi kendi gibi zanneder.."
Galiba bir yerde yalan yapıyorum Leticia'ya.. Olsun.. Bu ülkede yaşıyorsan, ekmeğini yiyorsan bırak başkaları "kötü" bilmesin.. Yanlı olmak ya da olmamak.. Ben yanlıyım.. Bu ülke yanlısıyım.. Böyle yazmaya da devam edeceğim.. Böyle bilsinler..
Remla

10 Kas 2009

Sene o seneydi:)

Harbiden, o sene pek çok şey olmuştu hayatımda.. Türlü çeşit.. 2001 senesi.. Ve akabinde olanlar..
Pek çok insandan bir tanesi de S idi.. Bu gün annem yanına gidince beni araması gözlerimin dolup taşmasına yetti:) Onunla ilgili aklıma gelen ilk sahne "tatlı sigara içişi"dir:)) Kendi değimiyle.. Benim sigarayı bıraktığıma inanmayıp "Manyak mısın kızım, Ankara'ya geldiğinde hiç şansın yok.. Benimle bir kahve ve bir sigara içeceksin.. Yoksa konuştuklarımız havada kalır.. Hem biliyorsun, ben çok tatlı içerim sigarayı..":)
"Hadee, bilmem mi:) Adamın sigara olası gelir:)"
"Hayvan:)"
22 yaşına döndüm üç dakikada..
"Ben 2 çocuk yaptım haberin var mı?"
"Var, olmaz mı? Gördüm.. Sarı kafa aynı sana benziyor.."
"Neden yanıma hiç uğramadın Ankara'da onu anlat.."
"Bilmem.. Bir defa niyetlendim, salonda olduğunu, ders verdiğini söylediler.. Vazgeçtim.."
"Çok bunaldım.. Gel.. Acayip de özledim.."
"Aynen aynen.. İnanamıyorum bu kadar koptuğumuza.."
"Sen nasılsın?" diye konuştuk ettik..
İstanbul'a gideceğim sabah bize gelip odama aniden dalması ve bir hamlede tepeme çıkıp beni gıdıklaması aklıma düştü konuşurken:) Kız kıza yaptığımız dedikodu ve saçımı ilk ve son kez S'nin siyaha boyaması..
Terbiyesizdik üstelik:) Ağzımıza geleni söylerdik.. Doğum günümüz aynıydı, O benden 1 yaş büyüktü.. Çok görüşemezdik ama görüşünce mutlaka cıvıtırdık, elimizde değildi.. Hiç küsmedik.. Bolca sigara tükettik, bolca kahve içtik.. Şiir sohbetine deli olup, romanlar tartıştık.. Aynı mahallede "Fransız tip"li hatunlar olduk:) Ben saçımı 3 numara yaptırdığımda, S de bana katıldı.. Elbiselerini benimle paylaştı, botlarımı ardımdan fırlattığı da oldu:)
Heykellerle konuştuk..
Çatı katında yağmur dinledik, O bira içti ben camdan dışarı baktım..
Adam gibi arkadaştık.. Halâ öyleymişiz meğer..
Remla

09 Kas 2009

Biri kahve diğeri çay severse:)


"Çay yapsana bana.."

"Aaaay, nefret ediyorum çaydan.. Kahve içelim mi?"

"Oooof, yine mi?.. Niye çay yapmıyorsun bana?"

Diye süregelen hep ama hep aynı konuşmalar:) Ya da misafirliğe gittiğimizde:

"Çay içeriz değil mi?"

"Ben almayayım, sağolun.. Ama kahve içerim.."

"Ay kahve yok ki bizde.. Türk kahvesi olur mu?"

"Yok, olmaz.. Ben su alayım en iyisi.."

"Çay sevmeyen insan da hiç görmemiştim.."

"-Görmediğin daha neler var bir bilsen diyorum içimden:P-"



Efendiim, nice zamandır neden çaya hiç ısınamadığımı ben de merak eder dururum.. Bunun doğup büyüdüğün yerle alakası elbette fazla.. Tabi mevzu bahis olan çay bildiğiniz "siyah çay".. Ihlamur çayının delisiyimdir, o ayrı.. Kahvede ise sadece hazır kahve yani Nescafe.. Öyle üçü beşi bir yerde tadıyla oynanmış olanları da sevmiyorum.. Yapış yupuş tadı olan, şerbetli şeyler, ıııyyyk.. Türk kahvesine de alışamadım, çok koyu..

Sadece ben değil, Balkan Türkleri siyah çayın ne olduğunu bilmezdi.. Ömrünce bu çayı tatmayıp yine de ölen insanlar biliyorum:)) Bunları düşünüp düşünüp işin içinde çay ve kahvenin tarihi olduğunu anladım.. Çok da medet ummadığım google'ın başına çöreklenip şöyle bir baktığımda pek çok şey de aydınlanmış oldu..

Kahvenin bu topraklara girişi Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar, 1517.. Çay ise çok daha sonra gelir; Tanzimat döneminde, 1888.. Benim atalarım çoktan bu topraklardan gitmiştir.. Kahve ile tanışmış ama çayı görmemişlerdir..

Bu yanımı anladım ama Kırım'dan gelen öbür yanımın çayı neden bilmediğini çok anlamadım:) Ruslar çayla çok eskiden beri haşır neşir iken, etraflarına da bunu yaymışlardır.. Benimkiler kımız içmekten çaya vakit bulamamışlar herhalde:)

Karadeniz tutkunu olan ben, ömrümde ilk ve son kez bir çaydanlık çayı ayıla bayıla Fındıklı'da devirdim.. O zaman anladım ki, siyah çay her yerde içilmiyor kardeşim.. Hele hele klorlu suyla yapılan o berbat tadı almaktansa ömrümce çay içmem, kimse kusura bakmasın..

Bir de çayın ameliliği var ki beni öldürüyor.. Mutfağa git gel git gel, adamda iki gram keyif kalmıyor.. Ben alıyorum çanak kadar büyük kahve bardağımı ve içiyorum.. Günde iki kez, olmadı üç:) Galon galon çay tüketmekten iyidir diye düşünüyorum kendimce:P

Hiçbir kuvvet beni çaycı yapamaz.. :)))

Bu hikaye de böyle işte..

Coffee crazy:)

Remla


05 Kas 2009



Oldum olası gariplikleri severim. Çoğu insanın keşfedemeyeceği, gizli dünyalarım vardır benim. Bunu, hen benim gizli dünyalarımı fark edemeyecekleri için söylüyorum; hem de böyle bir dünyayı keşfedemeyecekleri için.

Sekiz hafta, haftasonları, cumartesi günleri bir yol teptim. Sadece ejderhaları tanımak için. Benimki, bilgisayar oyunlarındaki (misal: wow) ejderhalardan değil. Filmlerde gördükleriniz de değil. Hiçbir tatto çiziminde göremezsiniz onları. Kabul edebileceğim şey bu saydıklarımın hepsi belli bir kaynaktan ilham almışlardır, ben böyle düşünüyorum. Evet bir ejderha imajı var. Kaynakta hepsi aynı yerden gelmekte. Ama ben farklı bir şeyden bahsedeceğim. Kimi deli bu kız der, kimi yok artık, kimi de ne der bilmem. Hiçbir zaman umurum olmaz. Ama ejderhalar vardır bunu bilin.

Remla da der ki, hah nihayet, dili çözüldü bunun. Oysa iki satır karaladığımız şu kısıtlı alanda ne ben kimseyi doğru tanıyabilirim; ne de kimse beni… o zaman yazılanlar okunsun, hadi bir de paylaşılsın, yeter. Ejderhalar, gerçekte doğu orjinli varlıklardır. Ve orada iyiliği temsil ederler. İnsanlardan saygı gören bilge varlıklardır. Batı uygarlıklarında ise ejderhalar, prenseslerin tutsak edildiği şatoların gardiyanlarıdır. Kötüdürler. Genelde genç kızın kaderindeki prens gelir, ejderhayı telef eder, kızı alır gider.
Bir de Eski Mısır’ da var olduklarına inanılan ejderhalar vardır. Onların hikayeleri Firavun Akhenaton’ a kadar gider. Akhenaton’un Mısır’ da tek tanrılı dine ilk geçmeye çalışan firavun olduğu söylenir. Bu konuda metinler yazmıştır. Şiirlerinde Tanrının tek olduğundan bahseder. Bu firavun diğer firavunlardan farklı olarak ilk defa insan suretiyle resmedilir. Arkasında bir güneş ve güneşin ışınlarını yaydığı kolları vardır. Her ne ise. Akhenaton’un o zamana göre radikal söylemleri, öğretileri belki bilinerek, belki zamanın şartları vs. nedenlerle yok olur gider. Başka yerlerde başka biçimlerde ortaya çıkar. İnsanlar inanır, inanmaz. Bölgede savaşlar olur, insanlar ölür, yaşam değişir de değişir.
Aslında işin kestirme tarifi o zamandan kalma öğretilerde ejderhaların bilgeler olduğudur. Belki bu çok kestirme oldu ama bu konu üzerinde bu kadar çok okuyup, kafa yorunca basite indirgemek nasıl olur onu bilemiyorum. “Herkes merak etmez (buna saygı duyduğumdan) ve sadece öğrenmek isteyen arar, bulur öğrenir.” Lafından yola çıkarak bu şirin ve kadim varlıklara hayranlık duyduğumu söylemek isterim.
Son bir hikaye, bunu daha evvel yazmıştım. Nerede yazdığımı tam olarak hatırlayamayacağım (hatırlamadığıma göre kendi bloguma’dır.). Çok uzun asılar önce dünyada yaşayan ejderhalar kötü insanlar tarafından bir bir yakalanarak katledilir. Sayıları gittikçe azalır. En sonunda Çin’de bir tane kalır. Adamın biri onu bulmak için çok uğraşır. Ve sonunda yakalar. Adam, ejderhayı büyüler. Amaç ejderhaların soyunun dünyadan tamamen silinmesini engellemektir. Ve ejderhayı bir yusufçuk böceğine çevirir. Başka bir rivayete göre de, sayıları gittikçe azalan ejderhalar dünyadan kendi istekleri ile ayrılırlar. Kendi boyutlarında ya da yaşadıkları o yer neresi ise orada inzivaya çekilirler. Amaç, insanın ejder eşlikçilerinin titreşimini tekrar hatırlamasını beklemektir. Bir kraliçeleri vardır ve adı da Belle Antaro’ dur.

(Maya, heyecanlı hali)